• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Osman KAYA
Burgacan Dikeni
02/05/2018

Köyde yetişenler çok iyi bilirler. Bizim oralar arazi yapısı olarak hayvancılığa daha çok elverişlidir. Arazimiz engebeli, tarlalarımız küçük (tür) ve sulu değildir. Tarlaya ektiği buğdaydan Rabbimin rahmetiyle ne çıkarsa, bire beş, bire on… 

Yukarı divanın köylüsü ancak geçimini sağlardı. Orta hallisinin kapısında yetiştirdiği karasığır cinsi yedi sekiz hayvanı olurdu. Yedi sekiz karasığıra bir de çoban lazımdır. Parasıyla tutamaz çobanı, oğlu uşağı vardır nasılsa. Ya da köyün sığırına katardı. Yine de sığıra katamadıkları buzağılar, damızlık danalar için oğlan uşak çobanlık yapardı.

İşte yedi sekiz karasığırın peşinde geçti benim de çocukluk yıllarım. Hayvanlara saman olsun, kışlık unumuz çıksın, mazot, gübre parası çıksın, bir de gelecek yılın tarlaya ekilecek tohumluğunu da ambara koydun mu oooohhhhhh!… Senden rahatı yoktur. Kışın hayvanların altını süpür, köyün pınarından sula getir, samanını ver, tımarını yap...

Baharla birlikte bizim oralarda hayat canlanır. Taze otlar, taze kuzular, taze buzağılar… Dikenler büyür çimenlerden önce bizim oralarda. Kangal dikeni, burgacan dikeni… Biz o dikenleri sapını koparıp soyarak yerdik. Yedi sekiz karasığırın peşinde rahmetli babaannemin dağarcığıma koyduğu tereyağlı taze bazlama, hele bir de üzerine toz şeker döküverirse yemede yanında yat. Bazen de diğer çoban arkadaşlarımla oyuna dalıp, azığımızı ineklere yedirdiğimiz ve aç kaldığımız da olurdu.

Yağmurlar yağar, toprağa bereket gelirdi. Yağmurlarla birlikte bizim oralarda topraktan mantarlar çıkardı. Ne hoş olurdu toplaması. Çeşit çeşit mantarlar. Yarımca Kulak, İçi Kırmızı, Yer Yaran, Kuzu Göbeleği, Söğüt mantarı ve Kavak mantarı. Köyde yetişenler ayırt eder zehirlisini zehirsizini. Bugüne kadar mantardan öleni hiç duymadım. En güzeli de burgacan dikeninin çürümüş kökünden çıkan Yarımca Kulak mantarıdır. Ten renginde, insan kulağına benzer, tam daire değildir. Tazesini tezek közünde tuzlayıp pişirirdik. Bol olduğu seneler, hasır sergilerde kurutulur kışın da yenirdi.

Yaz gelir çayırlar biçilir, fiğler dövülüp kaldırılana kadar arpalar sararır, ekinlerin başakları dolar, dolu başaklar boynunu bükerdi. Ardından mercimek, nohut hasadı yapılırdı. Tarlada çalışırken öğle yemeği için tarlaya Tokat helkesiyle getirilen serin yoğurda doğranan ekmekli çorbaya biz “doğramaç” deriz. Serince yoğurdun içine doğranan ekmekle karıştırılan “doğramaç aş”ı, temmuz sıcağında serinletirdi ırgatları. Köyün harmanında öküzlerin arkasına bağlanan düvenin üstünde oynaması o yaşlarda ne de hoş olurdu. Sırtımıza, boynumuza sap saman dolar aldırış sap atmak biraz yorucu olsa da, gecenin serinliğinde patoz dövmeyi severdik. Harmanda yıllık işleri bitirmeye, harmandan kalkma denirdi. Harmandan kalkmanın da ayrı bir sevincini yaşardık.

Rahmetli babaanneme harmandan kalktığımızın müjdesi gelince, o da hazırlıklara başlardı. Malak hamurunun yanına bir de höşmerim yapardı. Şeker yerine kullanılan dedemin bahçesindeki birkaç kovan arıdan alınan petek bal, sıcak sıcak ocaktan indirilen höşmerimin üzerinde erir, biz de tadına doyum olmayan bu lezzetleri tadardık. Birlikte yenilen yemekler tüm yorgunluklarımızı üstümüzden alırdı. Harman kaldırmanın yorgunluğunu böylece atardık. Sıra yaz boyunca ellerimize ayaklarımıza batan dikenleri çıkarmaya gelirdi.



60972 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Hava Durumu
Takvim